Kilo vermek için zayıflama iğneleri tek başına yeterli değil!

Zayıflama iğnelerinin, tokluk süresini uzattığını belirten uzmanlar, bu sayede iştahın ve kalori alımının kontrol edilmesine yardımcı olduğunu söylüyor.

07 Kas 2026 - 11:36 YAYINLANMA

Ancak bu ilaçlarla verilen kilonun bir bölümünün yağsız kütleden oluşabildiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu ilaçların belirli kullanım endikasyonları ve karşılanması gereken kriterleri var. Doktorun karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını değerlendirmesi, safra taşı olup olmadığını kontrol etmesi gerekebilir.” dedi. İlaç kullanımı sırasında yetersiz beslenme ve kas kaybı riskine karşı protein alımına dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen İspiroğlu, ilaç bırakıldığında verilen kiloların geri alınmaması için yaşam tarzı değişikliklerinin kalıcı hale getirilmesi gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit İspiroğlu, zayıflama iğnelerinin obezite tedavisindeki etkileri, kullanım koşulları, kas kaybı ve kilo kontrolü açısından beslenme tedavisinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu.

Zayıflama iğneleri tokluk süresini uzatarak daha az yemeyi sağlıyor!

Zayıflama iğnelerinin, son dönemde birçok kişi için hem endişe verici hem de ilgi çekici tedavi yöntemleri arasında yer aldığını ifade eden Hülya Yiğit İspiroğlu, “Obezite, toplumumuzda uzun yıllardır süregelen bir sağlık problemi. Obezite tedavisinde yıllardır beslenme tedavisi, ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişikliği olmak üzere üç temel yöntem uygulanıyor. Son zamanlarda ise bu yöntemlerden özellikle ilaç tedavisinin daha fazla gündeme geldiğini ve popülerleştiğini görüyoruz.” dedi.

Zayıflama iğneleri olarak bilinen ilaçların, tokluk hormonunun türevi olan ilaç gruplarından oluştuğu bilgisini paylaşan İspiroğlu, “Bu ilaçlar, doktor tavsiyesiyle kullanıldığında tokluk süresini uzatıyor ve kişinin daha az yemek yemesine yardımcı oluyor. Özellikle son dönemde açlık ve tokluk mekanizmalarıyla ilgili çalışmalar oldukça gündemde. Aslında yıllardır bilinen ve vücutta doğal olarak bulunan bu hormonun ilaç formuna dönüştürülmesiyle birlikte, obezite tedavisinde daha iyi sonuçlar elde edildiği görülüyor.” şeklinde konuştu.

Zayıflama iğnelerine mutlaka doktor değerlendirmesi ve kontrolüyle başlanmalı!

Ancak bu ilaçların obezite tedavisinde kullanıldığına dikkat çeken İspiroğlu şunları söyledi:

“Vücut kitle indeksi 27 ve üzeri olan kişilerde de doktor kontrolünde kullanılabiliyor. Bu nedenle ilaçların mutlaka hekim kontrolünde alınması ve tedaviye doktor değerlendirmesinin ardından başlanması gerekiyor. Özellikle ‘Vermem gereken son 5-7 kilom var ama yıllardır veremiyorum. Bu iğneye başlasam mı?’ diye düşünen kişilerin öncelikle bir doktora başvurmasını tavsiye ediyoruz. Çünkü bu ilaçların belirli kullanım endikasyonları ve karşılanması gereken kriterleri var. Doktorun karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını değerlendirmesi, safra taşı olup olmadığını kontrol etmesi gerekebilir. Hekim, gerekli değerlendirmeleri yaptıktan sonra uygun tedavi konusunda yönlendirmede bulunacaktır.”

Zayıflama iğneleri, açlık ve tokluk mekanizmalarını etkileyerek yeme isteğini azaltıyor!

Zayıflama iğnelerinin obezite tedavisinde kullanılmakla birlikte diyabet hastalarında da tercih edilebildiğini aktaran İspiroğlu, “Bu ilaçların etki mekanizmasına baktığımızda, kişinin kalori alımını önemli ölçüde sınırladığını görüyoruz. Bunun nedeni, ilacın kullanılmasının ardından açlık ve tokluk mekanizmalarının daha etkili çalışması. Sık atıştırma alışkanlığı olan bir birey, bu ilaçları kullandıktan sonra atıştırma sıklığının azaldığını görebiliyor.” dedi.

İlaçların etkisinin yalnızca tokluk hormonuyla sınırlı olmadığına değinen İspiroğlu, “Beyni etkileyen bir mekanizma da söz konusu. Dopaminerjik sistemi de etkilediği için özellikle haz odaklı beslenme eğilimi yüksek olan bireylerde olumlu katkılar sağlayabiliyor. Böylece kişilerin besinlerden aldığı haz azalabiliyor, yeme isteği kontrol altına alınabiliyor. Sonuç olarak kalori alımı sınırlanıyor ve bununla birlikte kilo kaybı gerçekleşiyor.” açıklamasını yaptı.

Zayıflama iğneleriyle verilen kilonun yüzde 25'i yağsız kütleden oluşabiliyor!

Önemli olan bir başka noktaya işaret eden İspiroğlu, “Kalori alımını azalttık ve kilo verdik. Belki daha önce günde beş öğün beslenirken artık iki öğün tüketmeye başladık. Peki, verdiğimiz kilonun ne kadarı yağ kütlesinden, ne kadarı kas kütlesinden oluşuyor? Bizim için asıl önemli konulardan biri bu.” dedi.

Yapılan çalışmalarda verilen kilonun yüzde 25'inin yağsız kütleden oluşabildiğinin görüldüğünü dile getiren İspiroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yağsız kütle dediğimizde kas, kemik ve su kütlesinden bahsediyoruz. Bu kütlenin azalmasıyla birlikte metabolik hızımız da yavaşlayabiliyor.

Dolayısıyla bu iğneleri kullanıp kilo vermeyi tek başına yeterli görmemek gerekiyor. İlaç tedavisinin yanında yaşam tarzı değişikliği ve beslenme tedavisi de oldukça önemli. Bunlar olmadan kilo vermek mümkün olsa da verilen kilonun geri alınmaması garanti edilemiyor. Bu nedenle beslenme tedavisi büyük önem taşıyor. Özellikle bu iğneleri kullanırken protein alımına dikkat edilmesi gerekiyor.”

Zayıflama iğnesi kullanırken protein alımı ve kas kaybını önlemek büyük önem taşıyor!

Doktor tarafından ilaç reçete edildikten sonra kişilerin bazen tek öğün beslenmeye yönelebildiğini kaydeden İspiroğlu, “Bununla birlikte yetersiz beslenme de oldukça sık görülebiliyor. Bu noktada protein alımının önemini özellikle vurguluyoruz. Su tüketimi de çok önemli. En önemlisi ise kaslarımızı hareket ettirmek ve fiziksel aktiviteyi ihmal etmemek. Çünkü kas kaybı yaşandığında metabolik hızımız da yavaşlıyor.” dedi.

Protein barların ve proteinle zenginleştirilmiş besinlerin hem sosyal medyada hem de market raflarında çok sık görüldüğünü hatırlatan İspiroğlu, “Ancak proteini yalnızca protein barlardan veya protein tozlarından almamızı öneremem. Çünkü protein kaynaklarını daha kapsamlı değerlendirmemiz gerekiyor. Kırmızı et, tavuk, balık ve yumurtadan aldığımız protein çok değerli. Bu nedenle bu besinleri beslenmemizden çıkarmamamız, aksine beslenme düzenimiz içerisinde mutlaka bulundurmamız gerekiyor. Beslenmemize proteinle başlayıp sebzeleri eklediğimizde ve karbonhidratları daha sonra tükettiğimizde de tokluk hormonunun etkisini görebiliyoruz. Ancak bazı bireylerde hormonal değişiklikler nedeniyle bu etki daha az hissedilebiliyor. Bu noktada ilaç desteği de önemli olabiliyor.” diye konuştu.

İlaç bırakıldığında kilo almamak için beslenme alışkanlıkları değişmeli!

İlaç bırakıldığında verilen kiloların tamamının geri alınıp alınmayacağı konusunun da merak edildiğini söyleyen Hülya Yiğit İspiroğlu, “Bu süreçte verilen kilonun yüzde 25'i kadarı yağsız kütleden oluşabiliyor. Kas kaybının önlenmesi için beslenme tedavisi ve egzersiz oldukça önemli. Eğer kişi yaşamında herhangi bir değişiklik yapmazsa; örneğin daha önce günde 6-7 öğün besleniyor, sık atıştırıyor ve şekerli besinleri sık tüketiyorsa, ilacı bıraktıktan sonra yeniden bu alışkanlıklarına döndüğünde verdiği kiloları geri alabilir.” dedi.

Bu nedenle zayıflama iğnelerini tedavinin bir aşaması ve destek sağlayan bir araç olarak değerlendirmek gerektiğinin altını çizen İspiroğlu sözlerini şöyle tamamladı:

“Kişi kendi başına diyet yaptığında, hatta bir beslenme uzmanıyla birlikte çalıştığında bile benzer sorunlar yaşayabiliyor. Üç gün diyet yaptıktan sonra dördüncü gün yoğun açlık hissedebiliyor. Çünkü açlık hormonları artabiliyor veya karşısına çıkan herhangi bir tatlıya karşı yoğun istek duyabiliyor. Bu noktada söz konusu ilaçlar, obezite sorunu yaşayan bireyleri destekleyerek beslenme tedavisinin sürdürülebilirliğine katkı sağlayabiliyor.

Bu nedenle tedavinin mutlaka bir beslenme uzmanının takibinde yürütülmesi gerekiyor. Haftalık takip mümkün olmasa bile iki haftada bir veya ayda bir yağ-kas oranının ve olası beslenme eksikliklerinin değerlendirilmesi önemli.

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: