Yaşlanmak Ayıp Gibi Gösterilmemeli
Üsküdar Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zeynep Gümüş Demir, yaşlılığın yalnızca fiziksel hastalıklar ve bakım ihtiyaçları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, yaşlı bireylerin ruh sağlığının korunması ve geropsikolojinin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.
Yaşlılık yalnızca bedensel bakımla sınırlı değil
Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Zeynep Gümüş Demir, 1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü kapsamında yaşlanmanın psikolojik ve sosyal boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tıp ve sağlık teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte insan ömrünün uzadığını belirten Demir, artan yaşlı nüfusun yalnızca bakım ihtiyaçları açısından değil, ruh sağlığı bakımından da ele alınması gerektiğini söyledi.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2050 yılında 60 yaş ve üzerindeki nüfusun 2,1 milyara ulaşmasının beklendiğini aktaran Demir, artan bakım ihtiyacının sağlık sistemi ve ekonomi üzerindeki etkilerine karşı şimdiden planlama yapılması gerektiğini ifade etti.
Yaşlanmanın kendine özgü gelişimsel dinamikleri bulunan özel bir dönem olduğunu vurgulayan Demir, bu alanda uzmanlaşmış profesyonellerin yetiştirilmesinin önemine dikkat çekti.
Geropsikolojiye daha fazla ihtiyaç var
Geropsikolojinin yaşlı nüfusa odaklanan özel bir uzmanlık alanı olduğunu belirten Demir, bu alanın yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan bilişsel, duygusal ve fiziksel değişimlerin anlaşılmasına katkı sunduğunu söyledi.
Geropsikolojinin yalnızca yaşlı bireylere değil, ailelerine de destek sağladığını ifade eden Demir, yaşlıların karşılaştığı güçlüklerle baş etmelerini, yaşam kalitelerini korumalarını ve mevcut potansiyellerini kullanmalarını destekleyen çok boyutlu yaklaşımların önem taşıdığını dile getirdi.
“Yaşlanmak, saklanması gereken bir ayıpmış gibi hissettirildi”
Türkiye’de yaşlılığın çoğu zaman emekli maaşı, huzurevleri, fiziksel hastalıklar ve ilaçlar üzerinden ele alındığını belirten Demir, ruh sağlığının ise geri planda kalabildiğini söyledi.
Yaşlanma karşıtı söylemlerin de toplumdaki yaş alma algısını etkilediğini ifade eden Demir, “Bize sanki yaşlanmak utanılacak bir kusur, saklanması gereken bir ayıp ya da doğrudan savaşılması gereken biyolojik bir hastalıkmış gibi hissettirildi.” dedi.
Demir, yaşlanmanın doğal bir yaşam dönemi olarak kabul edilmesi ve bireylerin bu süreçte fiziksel değişimlerinin yanı sıra psikolojik ihtiyaçlarının da desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Emeklilik ve kayıplar benlik algısını etkileyebiliyor
Yaşlanmayla birlikte bireylerin hayatındaki rollerin değişmesinin psikolojik açıdan zorlayıcı olabileceğini belirten Demir, emeklilik sonrasında bazı kişilerin kendilerini üretkenlikten uzaklaşmış veya işe yaramaz hissedebildiğini ifade etti.
Aile içerisindeki rollerin değişmesi, çocukların bakımına ihtiyaç duyma, eş veya akranların kaybı, fiziksel hareketliliğin azalması ve günlük alışkanlıkların değişmesi gibi durumların kişinin bağımsızlık ve kontrol duygusunu etkileyebileceğini kaydetti.
Araç kullanamamak, merdiven çıkmakta zorlanmak, bir başkasının yardımına ihtiyaç duymak veya huzurevine taşınmak gibi değişimlerin de kişinin yaşamı üzerindeki kontrol algısını zedeleyebileceğini belirtti.

“Kimseye yük olmayayım” düşüncesi yalnızlaştırabiliyor
Dijitalleşmeyle birlikte günlük işlemleri yerine getirmekte zorlanmanın da bazı yaşlı bireylerde yetersizlik hissini artırabildiğini belirten Demir, fiziksel ağrılar, hareket kısıtlılığı ve daralan sosyal çevrenin kişiyi giderek daha fazla yalnızlığa itebileceğini söyledi.
“Artık kimseye yük olmayayım” düşüncesinin sosyal izolasyonu derinleştirebildiğine dikkat çeken Demir, bu durumun yaşlı bireyleri maddi ve manevi istismara karşı da daha savunmasız hale getirebileceğini ifade etti.
Depresyon yaşlılığın kaçınılmaz sonucu değil
Yaşlı bireylerde ortaya çıkan ruhsal sorunların yalnızca yaşa bağlanarak göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayan Demir, içine kapanma, sürekli mutsuzluk, uykusuzluk, iştahsızlık veya hayattan keyif alamama gibi belirtilerin “yaşlılıktandır” denilerek geçiştirilmemesi gerektiğini söyledi.
Depresyon ve anksiyetenin yaşlanmanın kaçınılmaz sonuçları olmadığını belirten Demir, bu tür ruhsal sorunların değerlendirilmesi ve gerektiğinde tedavi edilmesi gerektiğini kaydetti.
Bakım verenlerin yükü de göz ardı edilmemeli
Yaşlı bireylerin ruh sağlığının yanı sıra bakım veren aile üyelerinin yaşadığı zorlukların da dikkate alınması gerektiğini belirten Demir, özellikle demans, Alzheimer, felç veya ileri evre kronik hastalığı bulunan kişilerin bakımını tek başına üstlenen yakınlarda fiziksel ve duygusal tükenmişlik görülebileceğini söyledi.
Bakım verenlerde kronik stres, öfke, suçluluk ve çaresizlik gibi duyguların ortaya çıkabileceğini ifade eden Demir, psikolojik destek, stres yönetimi eğitimleri ve bakım veren destek gruplarının önemine dikkat çekti.
“Yaşlıların ruh sağlığını konuşmak geleceğe yatırımdır”
Yaşlı dostu bir toplum oluşturmanın yalnızca yaşlı bireyleri değil, tüm kuşakları ilgilendirdiğini belirten Demir, yaşlıların ruh sağlığının korunmasının geleceğe yönelik bir yatırım olduğunu söyledi.
Geropsikolojiye kurumsal, akademik ve toplumsal açıdan daha fazla alan açılması gerektiğini ifade eden Demir, her yaştan bireyin saygıyla karşılandığı, yaş almaktan korkulmayan ve yaşlı bireylerin bilgi ve deneyimlerine değer verilen bir toplum oluşturulmasının önemini vurguladı.
- Üsküdar Üniversitesi
- DÜNYA YAŞLILAR GÜNÜ
- ruh sağlığı
- psikoloji
- yaşlanma
- yaşlı bireyler
- BAKIM VERENLER
- YAŞLILIK
- ZEYNEP GÜMÜŞ DEMİR
- İNSAN VE TOPLUM BİLİMLERİ FAKÜLTESİ
- GEROPSİKOLOJİ
- YAŞLI DOSTU TOPLUM
- SOSYAL İZOLASYON